anti siyonizm demek zionist düsünceye karsi olmak demektir -en kolayindan.
sionizmin arkasinda ne var dersek, ilkin emperyalizmi kendisine program haline getirmis olmasi (Jakob Goldberg „Das Wesen des Zionismus“, 1972).
yani anti siyonist olan birisi ayni zamanda antiemperyalist olmasi lazim, yani kapitalist olupta antisiyonist olmasi biraz garip olur. sorun su ki israil politikasi hep emperyalistti ve herzaman emperyalist güclerle anlasmaya hazirdi, ve anlisiyor da. dolayisiyla bugün israil politikasini elestirmek ya da antisiyonist olmak biraz da marksist bir elestiri mantigi üzerinede kuruludur, kesinlikle duygusal bir tepki degildir, yani araplarla bir empati icerisinde olmaktan meydana gelmez. ne zaman özellikle bir dogulu bu elestiriyi yapsa bu tür bir argüman cikar karsisina ve gözünü acip kapamadan antisemitist olur. bu öldürücü argümanin tuzagina düsmemek lazim!
sonra ingilterenin zionistlere israili vermelerinin sebebi israelin batiya (emperyalist güclere -ingiltere, amerika ve almanya) yaptigi teklif yüzünden olmustur, bizi koruyun ve yatirim yapin bizde size asya planinizi -yani ortadogu planinizi gerceklestirebilmeniz icin (barbarlara karsi kültür savasi altindada gecer almanya'da, ya da almanyanin dünya politikasindaki' büyük dogu rüyasi' diye) firsatlar yaratalim, mesela savunmanizi ve askeri hareketlerinizi burdan, yani israilden yapabilmenizi saglayalim diye anlasma imzalanmis, bu anlasma hala gecerliligini koruyor ve belgelenmistir. (Lord Melehett'in (ingiliz siyonist) "Daily Telegraf"'a gönderdigi mektup, 14.6.1937) bu konudada cok basarili olmuslardir zaten.
sonra siyonizm kendisini din üzerinden tanimliyor, bu antisiyonist olmak icin bir sebep degil ama kendilerini ilk, özel, secilmis irk olarak tanimlamalari, yani bütün varoluslarini kendi irklari üzerine dolayisiyla dinleri üzerine kurmalari ayri bir radikalizm. (XXVII Siyonist Kongresi, 1968, Jerusalem, -israilin dis bakanligindaki bilgiservisinden 1969 ).
siyonizmde kendi kendine olan irkciligi, yani kendini temellendirdigi irkciliginin yanisira bir de arap düsmanligi, yani arap irkciligi vardir, Borochow'da (1964) Herzl gibi 1300 seneden beri filistinde yasayan araplarin 'yahudi kolonizasyonun' da yahudilerin getirdigi kültüre kesin olarak asimile olmalarindan yana. (B. Borochow, "Unsere Plattform", Paris, 1964). bu konuda zaten oldukca basarili oldular. asimile etmeyi birak yok ettiler, bu bir katliam degilse nedir bilmiyorum.
1933'ün almanya'sinda antisemitizm terörü baslarken sionist bir gazetede: "Biz de saf ve dürüst bir iliski icerisindeyiz kendi irkimizla, o yüzden siz almanlari gayet iyi anlayabiliyoruz, cünki sizin de amaciniz irkinizin temizligi -safligini korumak. iste bu prensibe bizde karsi gelmek istemedigimiz icin karisik-evliliklere (yahudi ve alman), kültürel sinirlari gecmelere, yahudi irkinin saf tutulmamasina karsiyiz, ve alman kültürünün yaptiklarini büyük bir hayranlik ve dürüst bir katilimla izliyoruz." (21.6.1933, "Jüdische Rundschau"). maalesef buna benzer bu durumla empati kuran bir kac belge var (siyonistlerin durusunu yapilan katliama karsi gösterdikleri empatiden). bütün dünya yapilana bas kaldirirken, propaganda icindeyken, ya da yardim - yahudilere davet gönderirken (mesela türkiye gibi) - 1933 yazinda Prag'da olan XVIII. Siyonist Kongrede, yahudilerin Almanya'da olan durumu hakkinda hic bir söz gecmemistir. Chaim Weizmann, siyonizm hareketinin baskani, 1935 te XIX. Siyonizm Kongresinde ".. yahudilerin almanya'da baslarina gelenlere tek cevap büyük, güzel ve adilce kurulucak olan bir Israil'dir (Erez Israil)." demistir. (Klaus Pohlkan, "Horizont" 1970). Yinede burdan bir cok yahudi irkciligi yapanlar gibi israilin yahudi katliaminda büyük paylari oldugunu söylemek, yada tesvik ettiklerini iddia etmek cok yanlis olur, en azindan benim ne aklim ne de vicdanim buna el vermez. Yahudi katliami sirasinda yapilan talihsiz sionist yorumlari en azindan bütün bir israil, ya da israil politikasiyla bütünlestirmeye gerek yok.
ayni zamanda bugün israil'de bu tür bir siynonizmi ortadan kaldirmaya calisan israilliler var, bir ulus olmaya calisanlar bunlar, dolayisiyla her ulus olmaya calisan yahudinin arkadasinda siyonizm ideolojisi yoktur. sionizm reaksiyoner, bastan beri emperyalist, yahudi sosyetesinin kurdugu ve devrimci isci sinifina karsi savasan ulusalci bir ideolojidir. (1903, Theodor Herzl Zarin icisleri bakani Plehwe'ye yazisinda isci sinifina karsi yürütülen savas ve isci sinifini savunan partilerin siyonizme olan tehlikesini anlatir).
Son kertede kac tane filistinliyi öldürdükleri, ve akil disi metodlar kullandiklari, bugün kimseyi israelin elestirmemesi, ve elestirildiginde hemen antisemitist ilan edilmesi, yani bunlari hic saymaya gerek yok sanirim. tabi bütün bu filistin-israil problemini kendi cikarlari icin kullanan diger politikalarda, yani devletlerde suclanmasi lazim, ve araplarin bu duruma duruslari zaten oldukca celiskili ve elestiriye acik, o yüzden lanet edilcek bir durum bu durumun bütünü. Yinede bütün bu sebeplerden dolayi anti-siyonist olmak sart, sadece filistinlilere karsi medeni bir borctan ziyade, yaptiklari politik adimlarin bu denli elesitiriye kapali olusu, bu denli emperyalist oluslari ve sistematik bir sekilde her elestiri altina bir anti-semitizm yerlestirmeleriden kaynakli olarak sart.
Freitag, 4. März 2011
arabistani anlamak
suudi arabistan da yasanan seriata karsi olmamak icin bir argüman varmidir acaba.
Mittwoch, 16. Februar 2011
siyah ve kadin
siyah bir renkle kapaniyor kadinlar özellikle arabistan'da.
oysa siyah bir renk olmadigi icin yoklugu, hicligi empoze eder.
onlara 'neden siyah' diye sordugumda 'böyle göze batmiyoruz' diyorlar.
oysa siyah bir renk olmadigi icin yoklugu, hicligi empoze eder.
onlara 'neden siyah' diye sordugumda 'böyle göze batmiyoruz' diyorlar.
Sonntag, 13. Februar 2011
psikoloji
ruhsal dengesizligin gelisme sebepleri anlasir olsada bu dengesizligin tedavi edilip düzelmesi bu sartlar altinda nerdeyse imkansiz. psikolojinin kara listesi bu yüzden cok uzun. psikoloji bilimi kendisini bilim olarak kabul ettirmenin tek yolunu maalesef matematiksellesmekte buldu. ama asil garip olan bu bilimin objesi nedir diye soruldugunda verilen cevabin özne yani insan, yani kaygan, hicte statik olmayan bir insan olmasi.
Fritz Kahn 'Die Betriebsräume des Kopfes', 1941 (Bild aus nzz folio)
Sonntag, 6. Februar 2011
olmazsa olmazlar
bu aralar anlamaya calistigim sey marksist olupta "bu kadin olmazsa olmaz" demenin arkasindaki mantik. ideolojisi geregi insanin telafi edilebilecegini düsünen bir marksist nasil oluyorda böyle düsünüyor. ilk etapta bir celiski, öte yandan bunun sebebini anlamaya calisiyorum cünkü belki gayet marksistce aciklanacabilcek bir durumdur. bu ömrümde marksistlere cok fazla yüklendim, baska bir hayatta - sayet varsa - ayni sekilde yapardim.
Mittwoch, 2. Februar 2011
totaliter
totaliter sistemlerin yanlisi olan insanlar, yada daha dogrusu totaliter felsefeler yazan düsünürler herseyin böyle daha kolay oldugunu düsündükleri icin yazmamislardir. mesela marksizm ve idealizm (hegel, schelling) totaliter felsefelerdir - bilindigi gibi. bu sistemlerin icinde prensipler rölatif degildir bütün sistemi son kertede bir prensibe oturtma gayreti vardir ve bastan sona kadar tutarli olma kosulu vardir. bir tür monizm (bircilik) denilebilir.
bu tür bir monizm ise keyfi bir talep degildir, yada böyle daha faydali olur motivasyonuyla yola cikilmaz. bu daha cok insan aklinin bir özelligidir. insan akli bütün olgularin zincirini tutarli düsünmek ister, yani celiskisiz düsünmek ister, olgularin zinciri ise dünyadaki karsimiza cikan fenomenlerdir - biz dahil.
bir bardagin hem dolu hemde bos oldugunu söyleyen birisi, ayni zamanda bir olgunun hem dogru hem yanlis olabileceginide iddia etmis olur. bu kisinin yaptigi ifadeyle kendi kendisini celiskiye sokmus olmasi zaten net. cünkü ciddiye alindigi zaman söylemis oldugu seyin ciddi alinmamasi gerektigi anlasilir. cünkü söyledigi seyin hem dogru hem yanlis olabildigini ifade etmis olur son kertede. bütün bu relativizm belasi basimiza Einstein sonrasi 'yeni' fizik anlayisindan gelmiyor, belirli bir etkisi kacinilmaz olsa da daha cok totalier sistemlere olan direnisten kaynaklaniyor.
totaliter sistemlerin yanlisi olmasamda kendi iclerinde mantikli olduklarini düsünüyorum. pratikte özgürlügü kisitlayan fasizan yapilar göstermeleri onlarin o baslarindaki gri gölgeden kurtulamayislarini acikliyor. teori ve pratigin paralelligi tartismasina girmeden, totaliter kavraminin bu gri gölgeden cikarilip ayrica degerlendirilmesi gerektigini düsünüyorum. yukarida bahsettigim gibi totaliter bir seyin totalini (mesela faturalarda görürüz, ya da bir karenin totali gibide kullaniriz) yani bir olgunun bütününü anlamaya calisma aslinda birazda aklin bir emridir. gündelik hayatta sürekli karisimiza cikan bir taleptir bu. bütün sebep-sonuc iliskilerini düsünürken sürekli totale varmaya calisiriz, bunu böyle altini cizerek yapmayiz bu daha cok aklin sessiz bir talebidir, beyin olayi bütününde degerlendirip o dosyayi dogru tanimlamak ister, dogru idrak etmek ister ve bunun icin zincirin diger parcalarini anlamaya gayret eder. Zinricin bütün incilerini kavrayamayiz, "bos alanlar" var diyen postmodernizm de aslinda zinciri tamamlama gayreti icinden cikamadigi icin adlandiramadigi seylere "bos alanlari" kabul edelim demistir. görüldügü gibi gayret olarak orda da vardir totale cikma istegi. ama bu istekten cok bir emirdir, mantigin bir talebidir. o yüzden idealizme mal edilmemesi gerekilir, edilse edilse insan aklina ve insani düsünce bicimine dava acilmasi gerekilir. eger postmodernizminde böyle bir sessiz talebi olmasaydi "bos alan" kavramini hic kullanma geregini duymazdi ki, yani bir problemi bu sekilde cözme cabasina hic girmezdi. bu da tabi kültürün 'gelismesiyle' insan aklinin bir kültürden(gelenekten; sanattan, soyut bilgilerden, vs.) gecmesi, insanin hayata karsi durusunu biraz daha yumsatmis olmasi sebebiyle aciklanamayan fenomenlere "bos alan" olarak bakmak aslinda gayet cagdas, gayet beklenesi bir durum. ve ideaist felsefeden hic birinin red edecegi bir kavram degildir. gelistikce ideolojiler bana sahip olmasin durusundan cok, bazi ideolojilerin söyledigi seylere sahip cikmak gerektigini hep daha cok düsünür oldum.
bu tür bir monizm ise keyfi bir talep degildir, yada böyle daha faydali olur motivasyonuyla yola cikilmaz. bu daha cok insan aklinin bir özelligidir. insan akli bütün olgularin zincirini tutarli düsünmek ister, yani celiskisiz düsünmek ister, olgularin zinciri ise dünyadaki karsimiza cikan fenomenlerdir - biz dahil.
bir bardagin hem dolu hemde bos oldugunu söyleyen birisi, ayni zamanda bir olgunun hem dogru hem yanlis olabileceginide iddia etmis olur. bu kisinin yaptigi ifadeyle kendi kendisini celiskiye sokmus olmasi zaten net. cünkü ciddiye alindigi zaman söylemis oldugu seyin ciddi alinmamasi gerektigi anlasilir. cünkü söyledigi seyin hem dogru hem yanlis olabildigini ifade etmis olur son kertede. bütün bu relativizm belasi basimiza Einstein sonrasi 'yeni' fizik anlayisindan gelmiyor, belirli bir etkisi kacinilmaz olsa da daha cok totalier sistemlere olan direnisten kaynaklaniyor.
totaliter sistemlerin yanlisi olmasamda kendi iclerinde mantikli olduklarini düsünüyorum. pratikte özgürlügü kisitlayan fasizan yapilar göstermeleri onlarin o baslarindaki gri gölgeden kurtulamayislarini acikliyor. teori ve pratigin paralelligi tartismasina girmeden, totaliter kavraminin bu gri gölgeden cikarilip ayrica degerlendirilmesi gerektigini düsünüyorum. yukarida bahsettigim gibi totaliter bir seyin totalini (mesela faturalarda görürüz, ya da bir karenin totali gibide kullaniriz) yani bir olgunun bütününü anlamaya calisma aslinda birazda aklin bir emridir. gündelik hayatta sürekli karisimiza cikan bir taleptir bu. bütün sebep-sonuc iliskilerini düsünürken sürekli totale varmaya calisiriz, bunu böyle altini cizerek yapmayiz bu daha cok aklin sessiz bir talebidir, beyin olayi bütününde degerlendirip o dosyayi dogru tanimlamak ister, dogru idrak etmek ister ve bunun icin zincirin diger parcalarini anlamaya gayret eder. Zinricin bütün incilerini kavrayamayiz, "bos alanlar" var diyen postmodernizm de aslinda zinciri tamamlama gayreti icinden cikamadigi icin adlandiramadigi seylere "bos alanlari" kabul edelim demistir. görüldügü gibi gayret olarak orda da vardir totale cikma istegi. ama bu istekten cok bir emirdir, mantigin bir talebidir. o yüzden idealizme mal edilmemesi gerekilir, edilse edilse insan aklina ve insani düsünce bicimine dava acilmasi gerekilir. eger postmodernizminde böyle bir sessiz talebi olmasaydi "bos alan" kavramini hic kullanma geregini duymazdi ki, yani bir problemi bu sekilde cözme cabasina hic girmezdi. bu da tabi kültürün 'gelismesiyle' insan aklinin bir kültürden(gelenekten; sanattan, soyut bilgilerden, vs.) gecmesi, insanin hayata karsi durusunu biraz daha yumsatmis olmasi sebebiyle aciklanamayan fenomenlere "bos alan" olarak bakmak aslinda gayet cagdas, gayet beklenesi bir durum. ve ideaist felsefeden hic birinin red edecegi bir kavram degildir. gelistikce ideolojiler bana sahip olmasin durusundan cok, bazi ideolojilerin söyledigi seylere sahip cikmak gerektigini hep daha cok düsünür oldum.
Dienstag, 1. Februar 2011
marksist yoldaslar
marksizmin en büyük hastaligi etik ögretisi olmayisi. son dönemlerde (son 50 yilda) marksizm geleneginde duran bir kac düsünür insani marksistce yorumlaya calisirken Kant'in insan taniminindan kopya cekiyor. almancadaki 'Würde' sifati türkcede en iyi 'haysiyet' kelimesiyle aciklanabilir bence ("onur", "seref" gibi kavramlar biraz yanlis kaliyor). Kant'a göre insan haysiyeti olan bir varliktir. son dönemin cogu marksistine görede bu böyleymis. cünkü haysiyet kavrami metafizikten öte rasyonel bir kavrammis. ;)
zaten günümüzün etik ögretilerinin basarisizliga ugradigi noktada bu degilmi? metafizik kavramlar kullanmadan insani aciklamak, ve bir etik ögretisi, rasyonel bir etik ögretisi yazabilmek, o yüzden ne zamandir büyük bir etik ögretisi problemi yasiyoruz (postmodernizmin en büyük yarasi) ve bu isin icinden bir türlü cikamiyoruz, ama bu kosullar altinda zaten etik ögretisi gelistirmek pek olacak is degil.
avrupada bir sürü anayasadan insanin dünyaya olan etik iliskini yasalastirirken kullanilan bütün metafizik kavramlar cikarildi, insan hukukun objesi oldu (:person) -ama tabi sadece bu yüzden degil. insan devlet icin hakki ve görevleri olan bir obje, yani hukuki bir özne. bu aralar artik isletmelerde "hukuki özne" olma sansini/statüsünü yakaladi. bu tür bir özne olmak artik hicte zor bir ise benzemiyor..
marksistler kendi felsefelerinde etik ögretisinin eksik oldugunu kabulleniyorlar, zaten öyle olmasa etik ögretisinin eksikligini doldurmaya calismazlar, ama marksistler bununlada kalmiyor, Kant'in "kategorik imperativ'inide" etik ögretilerine aliyorlar, tabi kapsama alani biraz daha farkli, ama icerik ayni. oysa Kant'a göre felsefe yapmak "birinin inegi sagmasi digerininde süt kasesini altina uzatmasi" degil. ama hey! birilerinin bununla ugrasmasi ve bunun önemini görmesi neden yanlis olsun, tam tersi bu tür gelisimler dogmatizmi yikar.
zaten günümüzün etik ögretilerinin basarisizliga ugradigi noktada bu degilmi? metafizik kavramlar kullanmadan insani aciklamak, ve bir etik ögretisi, rasyonel bir etik ögretisi yazabilmek, o yüzden ne zamandir büyük bir etik ögretisi problemi yasiyoruz (postmodernizmin en büyük yarasi) ve bu isin icinden bir türlü cikamiyoruz, ama bu kosullar altinda zaten etik ögretisi gelistirmek pek olacak is degil.
avrupada bir sürü anayasadan insanin dünyaya olan etik iliskini yasalastirirken kullanilan bütün metafizik kavramlar cikarildi, insan hukukun objesi oldu (:person) -ama tabi sadece bu yüzden degil. insan devlet icin hakki ve görevleri olan bir obje, yani hukuki bir özne. bu aralar artik isletmelerde "hukuki özne" olma sansini/statüsünü yakaladi. bu tür bir özne olmak artik hicte zor bir ise benzemiyor..
marksistler kendi felsefelerinde etik ögretisinin eksik oldugunu kabulleniyorlar, zaten öyle olmasa etik ögretisinin eksikligini doldurmaya calismazlar, ama marksistler bununlada kalmiyor, Kant'in "kategorik imperativ'inide" etik ögretilerine aliyorlar, tabi kapsama alani biraz daha farkli, ama icerik ayni. oysa Kant'a göre felsefe yapmak "birinin inegi sagmasi digerininde süt kasesini altina uzatmasi" degil. ama hey! birilerinin bununla ugrasmasi ve bunun önemini görmesi neden yanlis olsun, tam tersi bu tür gelisimler dogmatizmi yikar.
Freitag, 28. Januar 2011
Egoismus
Kant unterscheidet zwischen einem „natürlichen“, „moralischen“, „ästhetischen“ und „logischen“ Egoismus. Der „moralische Egoist“ ist „der, welcher alle Zwecke auf sich selbst einschränkt, der keinen Nutzen worin sieht, als in dem, was ihm nützt“, der „ästhetische Egoist“ ist „der jenige, dem sein eigener Geschmack schon genügt“, während der „logische Egoist“ es für unnötig hält, „sein Urteil auch am Verstande anderer zu prüfen“ (Anthropologie § 2 bzw. 21).
Er hielt es in humanistischer Absicht wie dem Anspruch der Vernunft gemäß für unumgänglich, es keinesfalls beim „natürlichen“ Egoismus der Individuen zu belassen, sondern die wechselseitige Schädlichkeit der Individuen durch die Entwicklung derjenigen „Naturanlagen, die auf den Gebrauch der Vernunft abgezielt sind“ (Ideen in weltbürgerlicher Absicht), sprich: durch Vernunfteinsicht, dahingehend zu neutralisieren, daß gesellschaftlichkeitstheoretis ch formuliert, kein Mensch individuelle Zwecke setzten darf, die andere schädigen, denn dann dürften das ja auch die anderen, und die Menschen würden sich gegenseitig bis zur Vernichtung schädigen – worin liegt: „daß die Verwirklichung“ der Freiheit zur willkürlichen privaten Zwecksetzung auf Kosten der Allgemeinheit „nur die Furie des Zerstörens ist“, wie es Hegel dann formuliert.
Er hielt es in humanistischer Absicht wie dem Anspruch der Vernunft gemäß für unumgänglich, es keinesfalls beim „natürlichen“ Egoismus der Individuen zu belassen, sondern die wechselseitige Schädlichkeit der Individuen durch die Entwicklung derjenigen „Naturanlagen, die auf den Gebrauch der Vernunft abgezielt sind“ (Ideen in weltbürgerlicher Absicht), sprich: durch Vernunfteinsicht, dahingehend zu neutralisieren, daß gesellschaftlichkeitstheoretis
Sonntag, 23. Januar 2011
tutarlilik
bir düsüncenin tutarliligini ortaya cikarmak icin sadece o düsünceyi kendi üzerinde uygulamak yeterli. cikan sonuc hala tutarli ise muhtemelen söylenilen dogrudur.
Samstag, 15. Januar 2011
eksikler
Aristoteles icin iyi ve mükemmel bir hayatin olmasi icin cok cirkin olmuycaksin, iyi bir aileden (zengin) geliceksin, yalniz ve cocuksuz olmuycaksin, daha kötüsü kötü cocuklarin ve arkadaslarin olmuycak. böylelikle artik neyi yanlis yapmis oldugumuz belli ;)
Sonntag, 2. Januar 2011
dram II
Aristoteles düsünceyi tanrinin düsündügü boyuta kaldirmak mutlulugun en yüksek noktasi olsada, bu durumun gercekte sadece bazen gerceklestigini yazar. Hegel 'tanrinin dünyayi yaratmadan önceki düsüncelerini ve sonlu ruhu' (endlichen Geist) kendi asli üzerinde düsünmeyi talep ediyor (...).
Bloch felsefe tarihi üzerine vermis oldugu Leibzig'teki derslerinde güzel bir yerde Lenin'nin birinci dünya savasinin baslangicinda Hegel'i tekrar incelemek icin geri cekilimine ima ederek, kendisini dünya ruhunun materyalist-diyalektik genel müdürü rolünde gören Lenin'nin ilk olarak tanrinin düsüncelerine derinlesmesi gerekiyordu, diye yaziyor. Bu metafor zamanin DDR'inde hicte iyi karsilanmadi o ayri bir durum..
Wladimir Iljitsch Uljanow, Lenin
(aus web: lebenssplitterchen)
Bloch felsefe tarihi üzerine vermis oldugu Leibzig'teki derslerinde güzel bir yerde Lenin'nin birinci dünya savasinin baslangicinda Hegel'i tekrar incelemek icin geri cekilimine ima ederek, kendisini dünya ruhunun materyalist-diyalektik genel müdürü rolünde gören Lenin'nin ilk olarak tanrinin düsüncelerine derinlesmesi gerekiyordu, diye yaziyor. Bu metafor zamanin DDR'inde hicte iyi karsilanmadi o ayri bir durum..
Freitag, 31. Dezember 2010
gercek dram
cok uzun zamandan beri insanoglunun aklini kullanmadigini düsünüyorum, insanoglu güdüleriyle, mekanik davranis sekilleriyle hareket ediyor, tarihte bir kac kisi gelmis aklini kullanmis eyvallah, isim vermeye gerek yok, burdan kapitalizme girmeyede gerek yok, bilinen bir sey gevelenmis olur -cogu zaman oldugu gibi.
Platon yada Aristoteles'te aklini kullanmak, yani gercekten düsünmek 'düsüncelerini tanrinin boyutuna kaldirmak'. bu tanri inancindan cok mutlak düsüncenin altini ciziyor.
sürekli aklin pesinden kosuyor gibiyim, kullandigim zaman eminim hissedicem bunu.
Platon yada Aristoteles'te aklini kullanmak, yani gercekten düsünmek 'düsüncelerini tanrinin boyutuna kaldirmak'. bu tanri inancindan cok mutlak düsüncenin altini ciziyor.
sürekli aklin pesinden kosuyor gibiyim, kullandigim zaman eminim hissedicem bunu.
Freitag, 24. Dezember 2010
Bruegel
Kış mevsini sevmeyenleri motive etsin diye öneriyorum, Pieter Bruegel.
"Volkszählung von Bethlehem" 1566. (IifalsidiautoreIit)
"Volkszählung von Bethlehem" 1566. (IifalsidiautoreIit)
Samstag, 18. Dezember 2010
haftanin cümlesi
Ignorantia non est argumentum : Bilgisizlik bir argüman degil.
Spinoza zamaninin teologlarina karsi, Engels Tanri argümanina karsi ve Marx'ta 'hoyrat ökonomiye' karsi kullanmislardir. Bir seyi tamamen bilmemek ve bilinmedigi icin argüman olarak kullanmayi yasaklayan cümle.
Spinoza zamaninin teologlarina karsi, Engels Tanri argümanina karsi ve Marx'ta 'hoyrat ökonomiye' karsi kullanmislardir. Bir seyi tamamen bilmemek ve bilinmedigi icin argüman olarak kullanmayi yasaklayan cümle.
Freitag, 3. Dezember 2010
ausuferungen
es gibt nich nur ein gegenständliches Subjekt, nein, es gibt auch ein zuständliches Subjekt und ja auch ein umständliches.
das was der Materialist nicht denken kann (potentiel wäre es möglich) ist, dass die Beziehung also die Relation nur denkbar ist, und zwar nicht materialistisch sondern metaphysisch. und auch der Begriff Kraft ist schwer materialistisch zu denken.
das was der Materialist nicht denken kann (potentiel wäre es möglich) ist, dass die Beziehung also die Relation nur denkbar ist, und zwar nicht materialistisch sondern metaphysisch. und auch der Begriff Kraft ist schwer materialistisch zu denken.
Samstag, 27. November 2010
savaş
Lenin icin savaş (Clausewitz'in tanimininda oldugu gibi) politikanin baska araclarla - siddet ile- devamidir. O yüzden Lenin'e göre belirli bir savaşin hangi tarihsel kosullarla gelistigini, savaşi hangi siniflarin hangi amacla yönettigini incelemek lazim. Bu ayni zamanda Lenin'nin (Marx ve Engel'de oldugu gibi) savaş siddetini kabul ettigini gösterir. Emperyalist savaş anlayisi ama düsmanini yok etmekten cok, onu ezip köle etmek, iktidar enstrümanlarini nötrleştirmek ve yeniden insa ettigi iktidar iliskilerinin bazinda kendi amaclarini kabul ettirmek, dolayisiyla burda amaclanan baristan cok emperyalist bir haydutluktur. Clausewitz'e göre bu durum savaşin sivil metodlarla devami olurdu.
son care şiddet denildiginde insan varligiyla catiştigi icin kabullenmekte zorlaniyor. öte yandan şiddetin bir cok surati var, bunun ceşitliginide zaten en cok kapitalizmden ögrendik. baska bir yazimda kapitalizmin kara listesinden bahsetmistim, ama güncel bir örnek vermek gerekirse bu kara listeden: Amerika'da her sene 8 000 vardiyali isci uykusuzluktan dolayi trafik kazasinda ölüyor. Vardiyali isci sayisi bugün dünyanin ücte birini kapsiyor. caliş yada öl mantigiyla isleyen bir sistemin icinde bu tür durumlarin olmasi sasirtmamasi gerekir artik.
kapitalizmin şiddeti denildiginde hep insan ölümü düsünülmek zorunda degil, özellikle kapitalizmin büsbütün oturmamis oldugu Türkiye gibi ülkelerde iscilerin bazen şefleri tarafindan nasil bir (psikolojik, sözlü, sözsüz, vs..) şiddete maruz kaldiklarini tahmin etmek icin büyük bir hayal dünyasina ihtiyaci yok insanin.
O yüzden kapitalizm şiddet uygulamiyor neden biz uygulayalim demek yanlis bir yargi. bunun üzerine sadece 'daha ne uygulasin?' demek uygun bir cevap olur.
son care şiddet denildiginde insan varligiyla catiştigi icin kabullenmekte zorlaniyor. öte yandan şiddetin bir cok surati var, bunun ceşitliginide zaten en cok kapitalizmden ögrendik. baska bir yazimda kapitalizmin kara listesinden bahsetmistim, ama güncel bir örnek vermek gerekirse bu kara listeden: Amerika'da her sene 8 000 vardiyali isci uykusuzluktan dolayi trafik kazasinda ölüyor. Vardiyali isci sayisi bugün dünyanin ücte birini kapsiyor. caliş yada öl mantigiyla isleyen bir sistemin icinde bu tür durumlarin olmasi sasirtmamasi gerekir artik.
kapitalizmin şiddeti denildiginde hep insan ölümü düsünülmek zorunda degil, özellikle kapitalizmin büsbütün oturmamis oldugu Türkiye gibi ülkelerde iscilerin bazen şefleri tarafindan nasil bir (psikolojik, sözlü, sözsüz, vs..) şiddete maruz kaldiklarini tahmin etmek icin büyük bir hayal dünyasina ihtiyaci yok insanin.
O yüzden kapitalizm şiddet uygulamiyor neden biz uygulayalim demek yanlis bir yargi. bunun üzerine sadece 'daha ne uygulasin?' demek uygun bir cevap olur.
Sonntag, 14. November 2010
pozisyon II (dedüksiyon problemi)
humboldt'un cok meshur bir sözü vardir 'hic bir yerden bakmak bakmak degildir' diye. mutlaka bir noktadan dünyayi algiliyoruz, yani her zaman bilsekte bilmesekte bir pozisyon sahibiyiz. Isin zor yönü aklin mutlakligi, zekanin eldekini, gönlün maneviyati arzulamasi. er ya da gec bir kimlikle hesaplasarak (ya da hesaplasmayarak) bir gömlege bürünüyoruz, ne diyor foucault 'izm'ler düsüncelerimize giydirilmis yanar gömleklerdir', bu ideolojilerin yani sira birde etnik kimlikler var, yani dil dedigimiz sirtimizdaki atlas, gercege/gerceklere göre yapilanmis kimligi barindiran ayri bir diyar.
devami gelicek..
devami gelicek..
Mittwoch, 3. November 2010
mutfak
komünizm mutfakta baslar. Brecht'e göre öyle degilmis, mutfakta zaman kaybedermis komünist.
very paradox.
very paradox.
Dienstag, 2. November 2010
nehrin öbür tarafi
'kis depresyonu mu' diye soruyor, 'o nasil bir sey' diye merakla soruyorum, oysa mevsimlik depresyonlari atali cok oldugunu bilmiyor, bilmeden konusmaya devam ediyor..
ne kadar naif diye düsünüyorum, bir an icin acaba icini biraz karartsam mi diye tartmaya basliyorum,
vazgeciyorum cünkü bütün o tepeden bakisi ve cok bilmisligi onu yine sevimli kiliyor, 'bosver' diyorum hem ona hem kendime.
ne kadar naif diye düsünüyorum, bir an icin acaba icini biraz karartsam mi diye tartmaya basliyorum,
vazgeciyorum cünkü bütün o tepeden bakisi ve cok bilmisligi onu yine sevimli kiliyor, 'bosver' diyorum hem ona hem kendime.
Abonnieren
Posts (Atom)


